Pages

Monday, April 26, 2010

Türk Malı Maratonu! 7. bölüm


'Yani bizim Boğaziçin Üniversitesi'nde de dediğimiz gibi OH MY GOD!' by Abiye Kuzu

Hakikaten kocaman bir OH MY GOD!
Bu akşamki Türk Malı'nı izlerken bir kaç bölümü peş peşe izliyormuşum gibi bir hisse kapıldım.Show TV ilk bir saat reklam arası bile vermediği için, Abiye ne dedi Erman ne dedi diye takip etmekten, gülmekten, ağzım açık televizyona bakmaktan, Erman gibi inme inip donakalmaktan bir hal oldum,ve bu bölüm bittiğinde resmen yorulmuştum!
Dizi başladığı andan itibaren Abiye ve diğerlerinin efsanevi cümlelerini bir kenara yazayim dedim ama ilk bir saat içinde bir sayfayı bulduğundan dayanamadım bıraktım! Sırası gelmişken Tayfun Güneyer'i ve eğer tek başına yazmıyorsa bu sayfalarca senaryoyu, bütün yazar ekibini tebrik ederim.
Bu bölümde o kadar çok şey oldu, o kadar çok espri yapıldı ki gerçekten, dizi 20 dakika olsaydı bu bölümden 4 bölüm rahat çıkardı! Ve ne yazık ki bu upuzun bölümü izledikten sonra keşke 20 dakika olsaydı dedim. Gökhan ve Seval'le tabu oynamaları, Erman Kuzu'nun kızlarının erkek arkadaşıyla tanışması, Abiye'nin antika fincanıyla korka korka 'espresko' içmeleri, evin dayısı Yarcan'ı vurmaya gelen ağır abi topluluğu hepsi rahat rahat kendi başına bir bölüm olabilirdi. Neden bu kadar yordular bizi bu akşam bunu anlayamadım, halbuki Seval'le Gökhan'ın Kuzu taklidi gayet başarılı gidiyordu ama tabii 1,5 saate yeterli malzeme sağlar mıydı bilemem.
İlk reklam arasından sonra biraz dinlenmiş olarak ekranın başına döndüm ama sonlara doğru dayanılmaz bir ağrı girdi başıma, dikkatim dağıldı, Abiye Kuzu'nun birbirinden inanılmaz atasözleri ve deyimlerine bile gülmek istediğim halde gülemez oldum.
Sonuç olarak bu güzelim esprileri ve Binnur Kaya başta olmak üzere sergilenen performansları böyle upuzun bir bölümde harcamalarına üzülüyorum. Halbuki 20 dakika olsa, bilemediniz 40 dakika tadı damağımızda kalsa? Biz istersek internetten izlesek bölümleri peş peşe Türk Malı Maratonu gibi? Olmaz mı? Bence çok daha iyi olur!

PS:Birinin acilen Türk Malı Quotes blog'u başlatması gerekiyor bence, Glee'nin var, How I Met Your Mother'ın var, bizim onlardan ne eksiğimiz var?
Beni çok güldüren bir kaç tanesini yazayim son olarak :
-Orijinali taklidini göçertir.
-Ders en iyi derste emilir.
-Yalancının mumu yansıyana kadar yanar.
-Ne demiş atalarımız temizlik irandan gelir.

Sunday, April 25, 2010

Sue Sylvester vs. Madonna/ Vogue

İsmail Cem Televizyon Ödülleri

Bu akşam İsmail Cem Televizyon Ödüllerinin ilki gerçekleşti. Twitter'da ne olup bittiğine bakarken, birinin ödül töreniyle ilgili bir tweet yazdığını gördüm, sonra törenin twitter sayfasına baktım -ki törenin aktif bir twitter account'u olması takdire şayan, twitter'ın mesajları doğru kitlelere iletmekteki hızını çok çabuk fark etmişler demek ki, bu kararın arkadasındaki yetkilileri tebrik ederim öncelikle. Törenin twitter accountundan saniyesi saniyesine kazananlar ilan edildi, gayet verimli kullandılar twitter'ı bir iletişim aracı olarak.
Oscar törenlerini 10 yılı aşkın bir süredir gece 2'de kalkıp sabah 8'e kadar izleyen biri olarak ödül töreni fan'ı olduğum aşikar! Uzun zamandır da bu törenin tanıtım çalışmalarını takip ediyordum, törenin yapımcısının, İsmail Cem TV ödüllerinin kendisine Emmy Törenlerini örnek olarak aldığını söylediğinde hem kırmızı halısını, hem de törenin gidişatının ne olacağını epey merak etmiştim.
Töreni izlemeye ne yazık ki yolu yarıladıktan sonra başladım, açtığımda En İyi Komedi Dizisi Yardımcı Aktris adayları açıklanıyordu, kazanan benim de kazanmasını istediğim Ezgi Mola oldu fakat Ezgi Mola törene katılmamıştı. Sorun bu değil Ezgi Mola törene katılmamış olabilir, fakat törenin sunucusu Burcu Esmersoy'un durumdan haberi yoktu! 'Ezgi Mola burda mıııı?' diye mikrofondan sorup, şaşkın gözlerle etrafa bakıyordu. Hadi dedim tam açtım bunla kaşılaştım fakat pes etmemeliyim, bir sonraki kategori En İyi Komedi Dizisi Yardımcı Aktör, yine adaylar açıklandı, ve yine benim istediğim isim olan İlker Aksum'a gitti ödül! Tam keyfim yerine geldi, tören aslında o kadar da kötü değil diyecekken Burcu Esmersoy yine İlker Aksum'u aramaya koyuldu, bu sırada ödülünü vermek için sahneye çıkan Pelin Karahan esprili bir dille kimse almayacaksa ben alırım diyerek sahneyi terk etti! İşte bu saniyeden sonra gerçekten keyfim kaçtı ve ne yazık ki daha fazla dayanamadım!
Bu isimlerin törene katılmamış olmaları değil sorun, fakat bu ülke çapında izlenen bir televizyon kanalında canlı yayınlanan bir ödül töreni, Burcu Esmersoy gibi bir sunucunuz, birbirinden yetenekli adaylarınız, ve hepsinden daha önemlisi çok değerli bir kişinin ismini taşıyan bir ödül veriyorsunuz. Bunca pr, tanıtım, hazırlık, çaba harcadıktan sonra burada takılıp düşmelerine akıl sır erdiremiyorum.Tören başlamadan önce prova yapmak bu kadar mı zor? Geceye katılan ve katılmayan adayların programın sunucusuna haber verilmesi imkansız mı? Ödül alanlar geceye kendileri katılamıyorsa, kendi belirledikleri bir kişi ödülü onların yerine alamaz mı? Doğru olan ödülü sunmak için sahneye çıkan kişilerin ellerinde ödülle aynı şekilde kulise dönmeleri midir?
Burcu Esmersoy'un benim hiçbir şeyden haberim yok tavrı, umursamazlığı, huuu İlker nerdesiiin, Ezgi yok muuu gibi soruları gecenin konuklarına yöneltmesi -ki bu soruların muhattabı asla onlar değildir- bence kabul edilemezdi.
Bu yüzden ne yazık ki törenin geri kalanını izleyemedim, çünkü izlediğim kadarı bana fazlasıyla amatörce kotarılmış gibi geldi.Aynı zamanda bir yıldır hazırlandıkları bir gecede böylesine önemli ödüllerde bu kadar hazırlıksız olmalarıyla izleyicilere ve gecenin katılımcılarına saygısızlık yapıldığını düşündüm.
Yarın tekrarı yayınlanırsa kaçırmadan mutlaka izleyip tekrar bir yorum yapmayı düşünüyorum.

Friday, April 23, 2010

Project Runway/ Season 7 Finale


Project Runway'in bir sezonu daha böylece bitmiş oldu! Project Initiative blog olarak PR'ın 7. sezonu başladıktan çok sonra açıldığı için burdan bölüm bölüm takip edemedim, fakat madem son bölümü yakaladık sezona genel olarak bir bakalım.
Bu sezon PR yine evine yani NY'a dönmüştü, geçen sezon Los Angelos'da pek de tutunamayan Project Runway'in New York'a dönüşü hepimize derin bir nefes aldırttı. Yine her zamanki gibi bazı yarışmacılar karakterleri anlamında bazı silik, ya da sıkıcı görünen tasarımcıların önüne geçtiler, tabii bu tamamen kurgusal bir tercih olabilir, en nihayetinde bu bir reality show ve ratingleri, dolayısıyla reklamları çekmesi gerekir, ve sıkıcı olanların ekran payı doğru orantılı olarak düşer. Tasarımlara bakmadan karakterleriyle ilgimi çeken, eğlenceli tasarımcılar bu sezon şöyleydi : Seth Aaron, Jay, ANTHONY!!!, Ping ve Jonathan. Anthony'yi caps lock'la yazmamın elbette bir sebebi var, kendisi gelmiş geçmiş PR tarihinin en komik, en şeker, en quotable, eeen eğlenceli yarışmacılarından biriydi! Ping'in 3. bölüm itibariyle elenmesi dışında diğer 4 tasarımcıyı daha yakından tanıma fırsatı bulduk bu sezon.
Bunların yanı sıra tabii ki her reality show'da olduğu gibi yine uyuz olduklarım oldu,bunun sebebi yine kurgudan kaynaklanıyor olabilir ki her reality show'un villain'lere ihtiyacı vardır. Uyuz olduğum tasarımcılar şöyleydi: Mila, Emilio, ve Jesse. Üçünün de ortak noktası ukala ve fazlasıyla kazanma odaklı olmalarıydı. Ne mutlu ki üçü de asıl amaçlarına ulaşamadılar yani yarışmayı kazanamadılar.
Bu sezon genel olarak heyecandan yoksun, az biraz sıkıcı, yorgun ve jüri değerlendirmeleri anlamında başarısızdı. Jüri kararlarına çoğu zaman katılmadım, Nina Garcia'nın biraz tabir-i caizse toned down bir tavrı vardı, Elle'den Marie Claire'e geçmesinin etkisi olabilir, Michael Kors yine turuncuydu :) Tim Gunn'ın da ekran payı kırpılmış gibi geldi daha iyi bir PR için daha çok Tim Gunn kampanyası başlatmak istiyorum! Bir de bu sezonun yüzlerce kez tekrarlanan tagline'ı 'First Time in the History of Project Runway!' çok sinir bozucuydu! Ne kadar da çok ilk yaşanmış bu sezon izlemesem inanırdım! Bence biraz ara verip dinlenmesi gerekiyor Project Runway'in, fakat öyle bir niyetleri yok ki casting çalışmaları şimdiden başlamış.
Bitirmeden bu sezonun kazananını da yazayim, kazanan Seth Aaron oldu, bence sezon boyunca tutarlı bir tavrı vardı Seth Aaron'ın, dikiş beceleri harikaydı ama bununla beraber tasarımı, yaratıcılığı ve yenilikçi tavrı da çok kuvvetliydi. Böylece ben tamamen hak ettiğini düşünüyorum!
Bir Project Runway'in daha sonuna geldik! Time really does fly by!
Bir sonraki postta görüşmek üzere!

Wednesday, April 21, 2010

Glee/ The Power of Madonna


Sue: As Madonna once said, I'm tough, I'm ambitious and if that makes me a bitch, that's what I am. Pretty sure she stole that line from Sue Sylvester. No, really. I said it first.
AMEN!

Glee'nin bugünkü bölümü tek kelimeyle ŞA-HA-NE! Madonna'nın bugüne kadar yayınladığı bütün şarkılarının haklarını dizinin yapımcılarına vermesiyle beraber herkes nasıl bir Madonna bölümü çekileceğiyle ilgili spekülasyonlar yapmaya başlamıştı fakat bugünkü özel Madonna bölümünü izledikten sonra diyebilirim ki beklentilerimi karşıladılar! Öncelikle bu bölümde söyledikleri Madonna şarkıları şunlar: Express Yourself, Open Your Heart, Vogue, Like a Virgin, 4 Minutes, What It Feels Like for a Girl, ve son olarak Like a Prayer.
Bölüm kadınların güçlenmesi, Madonna'nın kadınların hayatındaki önemi,kadınlar için bir güç figürü ve ilham kaynağı olması üzerine kurmuşlardı -gayet yerinde bir tercih!. Ve bence seçilen şarkılar yeterince ikonikti, söyledikleri şarkıların dışında ayrıca okulun hoperlörlerinden de Madonna şarkısı çalmaları sayesinde de Ray of Light, Frozen, Justify My love'ı da duymuş olduk! Söyledikleri şarkılardan en çok Like a Virgin ve 4 Minutes'in performanslarını beğendim, en azından diğerlerinden daha beklenmedikti. Like a Virgin'de Santana-Finn, Rachel-Jesse ve Will-Emma kurgusu çok iyiydi. 4 minutes'de de en sevdiğim ikili Mercedes ve Kurt düet yaptılar, ki bence grubun openly gay'i Kurt'ün Madonna bölümünde solo söylemesi gerekiyordu zaten, baya iyilerdi.
Kadının o kadar çok şarkısı var ki sevdiğim, bu bölümde söylemediklerinin hepsini başka bir bölümde söylesinler istiyorum, hatta kaç sezon olursa her sezonda 1 bölümü Madonna episode'u ilan etsinler!
Tamam bu bölüm çok iyiydi ama bu bölümü sadece bir ısınma olarak kabul ediyorum ve daha sonrası için Express Yourself, Justify My love, Erotica, Hollywood, Die Another Day söyleyecekleri daha raunchy, daha vahşi, daha hardcore bir Madonna bölümü istiyorum :)

UPDATE: Just less than 24 hours after the Madonna clip aired, series creator Ryan Murphy is already considering doing a sequel!
In fact, Murphy has confirmed that he's in talks with Madge's people and that “Madonna and her people are into it and want it to happen.”

Read More: Glee To Do Madonna Sequel!!!! | PerezHilton.com http://perezhilton.com/2010-04-21-glee-to-do-madonna-sequel#ixzz0lmN6zyVv
Celebrity Juice, Not from Concentrate

Tuesday, April 20, 2010

LeAnn vs. Reese























Şu LeAnn Rimes insanının ne yaptığını tam olarak çözemedim, oyuncu mu country şarkıcısı mı? Bir de kocasını mi aldatmış ne başka bi oyuncu adamla ama kocası zaten gay'miş filan bu amerikan celebrity dünyasıyla kapışmamız olanaksız zaten bir sürü olayları oluyor! Bizde de en fazla aramızda yastık vardı filan!!!
Neyse Reese Witherspoon'u seviyorum, hele ki Ryan'dan ayrıldıktan sonraki stil evrimine hayranım kadın bir anda daha 30'lu yaşlarında ve şahane olduğunu fark etti ve muhteşem elbiseler giymeye başladı!..
Reese bu elbiseyi bu seneki Golden Globes'da giydi, LeAnn insanı da geçen geceki ACM'de giymiş. LeAnnciiiğim ne yazık ki ucuz bir Reese kopyası gibi görünüyorsun, sırf ikinizin elbisesi lacivert diye değil, aynı zamanda saçlarını da post-Ryan Reese saçı gibi kestirdiğin ve düzleştirdiğin için! özür dilerim ama out diyorum! :)
PS: Reese'in elbisesi Armani Prive, LeAnn'inki Lanvin.

Monday, April 12, 2010

4 day challenge update

12 Nisan Pazar, öncelikle 4 day facebook challenge'ımın nasıl geçtiğinden bahsetmek istiyorum. Çarşamba akşamı itibariyle dört gün için facebook'a girmeme kararı almıştım, bu kararımı tetikleyen de saplantılı bir şekilde beş dakikada bir gerek telefondan gerekse bilgisayardan facebook'u kontrol etmek isteğimdi. Tamamen facebook'suz geçen bir dört gün planlıyordum fakat planlar pek yolunda gitmedi ve üç gün sonunda dayanamayıp kısa bir facebook kontrolü yaptım. Fakat bu üç gün bile facebook bağımlılığımla ilgili çok şeyi fark etmemi sağladı.
Bu üç gün içinde beni facebook'u açmaya tetikleyen durumlar çeşitli. 1.'si bir kişi hakkında konuşurken onun profiline bakıp neler olup bittiğini öğrenme isteği. Bu durum şöyle gelişebiliyor: Ay canım X vardı ya şöyle böyleydi ahaha ne komik ay ne yapıyo acaba dur bir profiline bakiym. Bu örnekten de anlaşılabileceği gibi çok kolay bir şekilde kabaca da olsa o insanın hayatında neler olduğunu profilinden takip edebiliyorsunuz hem de hiç çaba harcamadan. 2. durum ise haber alma dürtüsü, bu durumda spesifik bir insan hakkında bilgi edinmekle kalmayıp genel olarak havayı kokluyorsunuz kim o anda tam olarak ne hissediyor, sevgilisinden mi ayrılmış, aşk acısı hakkında ne yazmış, cumartesi gecesi taksim'de nereye gitmiş, ve sanki bunları takip etmezseniz sizin dışınızda olan hiçbir şeyden haberiniz olmıycak ve dışarıda ya da diğerlerinden geride kalıcaksınız!
Tabii insanların gittikleri yerleri, hislerini, yaşadıkları şehirlerde havaların nasıl olduğunu bilmek zorunda hissetmek ve hatta buna bağımlı olmak kötü. Ama fark ettiğim şu, bunu bilmeye ihtiyaç duyuyor olmam daha da kötü.
Ve hatta şunu da fark ettim facebook'a sürekli giriyor olmak bir alışkanlıktan kaynaklanıyor, telefonda ya da bilgisayarla beraber sanki otomatik gelen bir kurulum gibi.
Bence bu kısa ara bana iyi geldi, şimdi çok daha temkinliyim.
Tabii bu haber alma dürtümü dizginleyebilmek için bu arada kendimi hürriyet, bbc, ekonomist ve twitter applicationlarına verdim telefonda eh olucak o kadar :)

Wednesday, April 7, 2010

21. Gün



21'inci yazıldığı an akabinden yüzyıl geliyor nedense birden aklıma ama bu postta 21. yüzyıl değil 21. gün önemli olan! Maxwell Maltz isimli bir estetik cerrahının zamanında yazdığı bir kitaptan -Psycho Cybernetics- yola çıkarak oluşturulan bir deneyden bahsedicem şimdi. Maxwell kitabına göre kişinin yeni bir alışkanlık edinmesi için 21 gün boyunca devamlı olarak o aksiyonu tekrarlaması gerekiyormuş ki beyin yeni bağlantılar kursun, bu hareketi artık doğal karşılasın ve zaten hep varmış gibi algılasın. Yalnız önemli bir ayrıntı var 21 gün boyunca bu hareketi hiç aksıtmadan yapmak gerekiyor. 21 gün boyunca tekrarlanan bu hareket, 21. günün ardından istense bile kolay kolay bırakılamıyormuş zaten.
Neyse böyle bir girizgahtan sonra nereye varmaya çalıştığım anlaşılmıştır herhalde. Geçen sene ben de bir 21 day challenge'ına başlamıştım, fakat yaklaşık 10 gün sonra vazgeçtim. Vazgeçince sanki diyetteyken brownie yemiş gibi bir suçluluk hissi kapladı tabii etrafımı.
Bu başarısız denemeden sonra kendi challenge'ımı kendim yaratmaya karar verdim, anladım ki benim için birden 21 gün olayına girmek çok zor ve hatta olanaksız. İşbu sebepten dolayı bu akşam itibariyle 4 günlük bir challenge'a başlıyorum!!!
İşte challenge'ım : 4 gün facebook'a bakmadan yaşamak!!! :)
Tam da online social networking postunun üstüne geldi ama hakikaten bir süre kim nerde, kim ne fotoğraf eklemiş, kim ne durumda bilmeden yaşayabilmeliyim bence!
Hadi bana kolay gelsin ;)